Geri Gönderme Merkezi’nde neler oluyor?

Kayseri Geri Gönderme Merkezi’nde bu hafta, iki gün içerisinde 4 intihar vakası meydana geldi.

Bunlardan 1990 doğumlu Afgan olanın girişimi ölümle sonuçlandı. Diğer İran, Irak ve Cezayir uyruklu olanların intiharları ise girişim safhasında kaldı. Aldığım duyumlar ve iddialara göre şu anda Kayseri Şehir Hastanesi’nde tedavileri sürüyor.

Elbette intiharların nedenini bilemiyoruz ama 2 gün içerisinde, 1’i ölümle sonuçlanan 4 intihar girişiminin oldukça dikkat çekici olduğunu da söylemek lazım.

ÇİP TAKCEKLERMİŞ…

Caminin önündeki amca diyor ki, “Aşıyla bize çip takceklermiş.”

Amca sana çip takıp ne yapsınlar? Evden camiye, camiden eve gidiyorsun, arada bir de parkta oturuyorsun.

Elimizdeki akıllı cep telefonlarıyla bir tuvalete girdiğimiz anı paylaşmıyoruz, kendi elimizle en mahrem bilgilerimizi razı çerçevesinde çarşaf çarşaf yayınlıyoruz, sonra da aşıyla vücudumuza çip enjekte edeceklerine ve izleneceğimize inanıyoruz.

Ya hu zaten yıllardır izleniyoruz. Rızamızla bizi izleyen elin oğlu sıvının içine enjekte edeceği çip için neden ar-ge çalışması yapsın da bünyesini yorsun?

ADAMI HASTA ETMEYİN KARDEŞİM…

Memlekette 100 kişi aşı randevusu alıyormuş, bunlardan ancak 25’i randevuya geliyormuş.

Kayseri’de de aynı; halen daha aşılanmayan yüzde 17 civarında 65 yaş üstü grup varmış.

İkna ekipleri ise harıl harıl çalışıyormuş.

Tereddüdü olana lafım yok da, olduk olmadık komplo teorileriyle aşı karşıtı olanları cidden anlayamıyorum.

Herkesi uyuttular, bir siz uyanıksınız…

Arkadaşım başka yolu yok bunun; aşıyla çıkılacak bu pandemiden.

Çocuk felci olmadıysanız aşılardan dolayı olmadınız; kızamıktan, veremden dolayı ölmediyseniz de aşılardan dolayı ölmediniz. Anlayın şunu artık…

Baksan hak, hukuk profesörüyüz. Ama kendimiz aşı olmadığımızda başkasının hayatına kast ettiğimize aklımız ermiyor.

Adamı hasta etmeyin de aşı olun kardeşim…

BU NE BİÇİM YAŞAM…

Geçen gün durakta otobüs bekliyorum.

İki genç, konuşmalarından anlaşıldığı üzere durakta tanışmışlar.

Ben deyim 10 dakika, siz deyin 15 dakika onları dinledim.

Sınav da sınav; soru da soru…

Allah aşkına, hayatının en güzel yıllarında iki genç otobüs durağında tanışınca konuşacak daha güzel bir konu bulamıyorsa, yarış atı gibi olan bu gençler gözlüklerinden dolayı hayatı değil sadece önlerine sunulan sınavları görebiliyorsa buna yaşam denir mi?

“Ne güzel yıllarda yaşamışım.” diyesim geldi.

Şimdi anaokulundan itibaren proje haline getirmişler çocukların hayatını. İyi okul kazan, okulu bitir, maaşın iyi olsun, hemen ev – araba al, o arada evlen, yaş oldu 45…

Sonra durup geriye bakacağım da, hayattan ders çıkaracağım.

İçim geçtikten sonra neyleyim ben öyle dersi, neyleyim ben öyle yaşamı…

HEPİMİZ ANADAN ÜRYAN KALMIŞIZ MEĞER…

İsmi lazım değil (belki lazımdır da, korkuyorum söylemeye) geçenlerde bir TV kanalında, üç beş gasteci toplanmış bir siyasî figüre sözümona soru soruyor.

Soru dediysem, övüyor da soru soruyormuş gibi yapıyor.

Arkadaş, biz kırala çıplak demeyecek miydik?

Meğer, çıplak demesi gerekenler de çıplamış ya…

Anadan üryan kaldık ya şu darıdünyada, yanarım yanarım ona yanarım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa Dön!